Unutmak Devrimcidir

Unutmak devrimcidir. Son derece aktif bir eylemdir unutmak, yeniden doğmak yeniden yaratmak demektir. Fakat sadece belirli geçmiş bir tarihi unutmak anlamında değil bu, yaratan unutarak ilerler, etkin bir güç olarak.

Unutmak, gözlerini kapamak değildir, gözlerini kapamak unutmamaya dairdir, gözlerini kapar geçmişi ziyaret edersin. Unutmak gözlerini açmaktır, ne geçmişe ne de geleceğe; tam bu ana.

Niçin unutmayız peki? Hangi uyaranın etkisinde unutmayız? Bir daha tekrarlanmaması için mi? Fakat unutmayarak onu her gün ya da takvimin bir yaprağı uyarınca aynı kederli/öfkeli duygularla yaşamıyor muyuz? Tekrarlanmasına ne hacet! Aynı nehirde iki kez yıkanamaz diyen filozofa karşılık tek taslık suyla her gün ya da her sene aynı suyu başımızdan aşağı dökmek de ne demek oluyor?

Niçin unutmayız? Bizde yarattığı güçlü bir etkinin uyarısıyla olduğu malum, teslim alır bizi fakat bir kimse neden tekrar geriye dönüp yad etmek ister? Bugünün sıkıntısıdır bu. Bu anda sıkılan kimse ya geçmişe döner yüzünü ya da geleceğe. Yarın olur, yine geçmişe ya da geleceğe döner yüzünü. Sürekli tekrarlanır bu. An gittikçe silikleşir, silikleştikçe daha da sıkılır ve daha çok geçmişe veya geleceğe döner. Geçmişi yad etmek eğer beni güçlü kılacaksa yad edeyim fakat bende sadece keder ve öfke uyandırıyor ve kudretimi düşürüyorsa neden yad edecekmişim? Bir borç olarak mı ya da bir görev?

Her anmanın anılanı tükettiği fikrindeyim, her anma biraz daha tüketir. Neden anıyoruz? Anıyoruz işte! Ama neden? Unutmadığımız için. Tıpkı dini bir ritüeli yerine getirir gibi.

Anıyoruz, pekala anarken neyi yaratıyoruz, ölülerin birgün dirileceğine inanan dindar değilsek eğer? Değerlerini ideallerini yaşatmak mı dedi birisi? Ben sürekli yıkıp yaratmaktan bahsediyorum. Nasıl bir eylem olursa olsun, bir eylem yaratabildiği ölçüde etkin bir güçtür. Yaratmak için yıkmak gerekiyor, yıkmak için yıkılacak olanı sorunsallaştırmak gerekiyor. Düzenlemiş ve yer almış olduğunuz anmalarda neyi sorunsallaştırıyorsunuz? Her yıl takvimin yaprağı uyarınca aynı şeyi sorunsallaştırmışsanız henüz onu yıkamamış yenisini yaratamamış fakat bunu da sorunsallaştırmayarak, acaba neyi eksik ya da hatalı yapıyoruz sorusunu da sormayarak bu anmaları gelenekselleştirerek sırf analım diye yapıyorsunuzdur.

Niçin unutmuyoruz? Unutturulmaya karşılık bir inatla mı? Ama bu da etkin olana (örn: etkin devletin yaptığı bir katliamın yarattığı duygulara) bağlılığın ifadesidir sadece. Reaktif olan yaratıcı değildir, o daima etkin olanın belirleyiciliği altındadır. Yaratıcı olamayan, hayatını salt tepki üzerine kuran kimse zamanla tükenir.

Geçmişi unutan kimse bugünün etkin güçleri etkisinde kalır gibi bir iddia da sunulabilir. Çağdaş olmak gerektiğini, bugünün etkileri altında eylemeyi söylemiyorum. Etkilenişlerin kaçınılmaz olmasına karşılık etkin olmayı söylüyorum. Etkin olmak merkezi olarak bir yerde birikmiş gücün altında (parti, devlet, medya) eylemek değildir.

Geçmişini unutmak, özünü kaybetmek, köksüzleşmek, asimile olmak gibi muhafazakar tepkilere gülüp geçerim. Milli dini travmaların tepkisel söylemleri.

Çocuğunu kaybetmiş bir annenin yası bir ömür sürüyorsa bunun nedeni annenin varlığını çocuğuna adamış olmasından kaynaklıdır. Çocuğunu kaybetmek bir annede üzüntü yaratmaz ya da üzüntü yaratmaması gerekir demiyorum, bu çoğu zaman kaçınılmazdır, ancak bu etkinin bir kişi üzerinde bir ömür boyu sürmesini, ona bir yaşam tarzı edindirmesini pasif ve tükenmiş bir yaşam olarak değerlendiriyorum. Varoluşun belirli sabit aşkın bir öğeye bağlanması bitik bir yaşamdır.

Bir kimseye unut dediğinde unutacak değildir elbette. Unutmamakta direten kimse o etkin gücün duygulanımsal atmosferi içindedir hala. Yaratamayan unutmaz, yaratan unutmuştur artık.

Yaratmak çoğu zaman bir şeyi başka bir şeyle yer değiştirmek sanılıyor. Osman efendi caddesini Mustafa Kemal caddesi yapmak, Mustafa Kemal caddesini Deniz Gezmiş caddesi yapmak gibi. Yaratmak geçmişin taşlarıyla döşenmiş ana caddeyi dinamitleyip tabela işaretleri bulunmayan patikalar açmak ama asla ikaz tabelaları asmamak demektir.

“Ya ezenden yanasın ya da ezilenden yana” önermesine bakalım. Ezen ve ezilenin varlığını sonsuza yaymak demektir bu. Bu artık acımak duygusuyla eşdeğer haline gelmiştir. “Eziliyor, üzüyor bu beni, vicdanım kanıyor” demenin farklı bir versiyonudur. Artık öyle bir hal almıştır ki iki takım maç yapsa, solcuyum diyen kişi “yenilenden taraf olmam gerek”, diye düşünmeye başlamıştır. Başkaldıran bir kimse ezilen değildir artık, evet, hapsedilebilir, katledilebilir ama ezilen değildir, bir asidir o. Amerika’da siyahilerin önemsenmesinin nedeni ezildikleri için değil, başkaldırdıkları içindi. Ezilen başkaldırmıyorsa sadece kendisine acınır, bu da ezilmenin başka bir türüdür.

Baran Sarkisyan