Categories
Görsel

Oswaldo Guayasamin

Guayasamin’in eserlerinde göze ilk çarpan şey şüphesiz bir hüzün, acı, yakarıştır. 1919 Ekvador doğumlu sanatçı savaşlarla, soykırımlarla, açlıkla, işkenceyle geçmiş 20. yüzyılın acılarını ezilenlerin yüzlerini, ellerini odak noktası yaparak işlemiştir diyebiliriz. Küba devriminin ve Fidel Castro’nun hayranı olarak da bilinen Guayasamin 1999 yılında yaşamını yitirdiğinde ülkesinde ulusal yas ilan edilmiştir.

 

la-edad-de-la-ternura1Oswaldo Guayasamin _painting_Ecuador_artodyssey (13)4e4714c14e6afb24a4a5b9667d021da4 5ba46214f31e7fe5fd0ca9297b47bbdc 8e2d1b7ecd9af6200d8122682fba8c9b 2942c5b85ee6fa6306ba82f17b9bb3f5 9283c4ca9a0ee4defe9f8eaaeb6f8b2b 548968f255815be453ba7f4d9a563302 cc d229d1634fc334bbcc0da20227ad902c d62268fbb1787c4421d48c35dcc312d2 dbf4300e09bad6d0c5e68ae1be62f53e dc6a1a9408bb0b7a0d876812584b37c5 e8ce1ab7a2598eb7babdaa2c152898e9 e124b13cff809a0db3b8ab096c9e016c ee92591740bf952e5a85cd68320c6469 el-grito-ii-1983.jpg!Large guayasamin-borrasca-en-azul-pintores-latinoamericanos-juan-carlos-boveri guayasamin-torso-desnudo-de-la-edad-de-la-ternura-pintores-latinoamericanos-juan-carlos-boveri ğğ niño_dormido_0 nn oo osc oscaldo

Categories
Görsel

İnsanlığın yitimi Choi Xoo Ang

Picasso’nun resimlerinde, parçalanmış bedenler bizleri nasıl karşılarsa;  Choi Xoo Ang’ın heykelleri de aynı hislerle çıkar karşımıza.  İnsan hakları ihlallerine dikkat çekmek için ürettiği eserleri, sömürülen, yok olan, acı çeken insanlığın yitimi üzerinedir. Bu yitim kimi zaman sadece bir ağız, bir el, bir bakış ya da kafası kopmuş bedenler üzerinedir. Sanatçının kil ve reçine kullanarak ürettiği heykelleri, simgesel anlamda oldukça önemlidir.

Sevim Ateş

1283259217532_500 1284271390619_500 asper015 choi Choi-Xoo-Ang_web11 (1) rE8NTiX1 Choi-Xoo-Ang_web9 Choi-Xoo-Ang_web21 Choi-Xoo-Ang_web31-710x1024 CJ30p2V CXA-11-3365 ChoiXooAng-5-1024x683 Choi-Xoo-Ang_web81-708x1024

Categories
Görsel

Ah Kavaklar, Kavaklar

Fotoğrafa bakıp duruyorum. Günün herhangi bir saatinde, açıyorum, bakıyorum, sonra hayatıma geri dönüyorum. Gidiyorum, geliyorum, konuşuyorum, çalışıyorum, gülüyorum. Sonra yine bakıyorum.

Yaşlı bir adam, kurşun delikleriyle dolu bir duvarın önünde oturmuş, ağlıyor. Elinde kocaman bez mendil, bastonunu tutmuş. Ayakkabıyla girilmeyen bir evdir bu, yerde halı var. Ama adam ayakkabılarını çıkarmamış. Belli ki artık içerisi/dışarısı pek fark etmiyor. Zaten içerde kimse kalmamış. Nerede herkes? Eşyalar toplanmış -prizlerin olduğu yerde bir büfe vardı muhtemelen- halıda izi duruyor. O kurşunlar büfedeki her şeyi parçalamıştır, fotoğrafları kurtarabilmişler midir? Üzerlik tütsüsünü bırakmışlar. Bir vakit işe yaramışsa bile, artık yaramadığı için belki.

Fotoğrafı çok genç bir muhabir çekmiş. DİHA’dan, Nuri Akman. Sonra onu tutukladılar. Bilmiyorum çok “heyecanlı” mıydı, ondan mı “terörist” olduğuna kanaat getirdiler? Twitter’da paylaşmış bu fotoğrafı, altına birisi “partizancılık oynayıp sonra ağlamayacaklar” diye yazmış. Bu yaşlı adamın partizancılık oynadığını düşünmek ne tuhaf.

Fotoğraf çekilirken konuşmuşlardır herhalde Nuri ile. Ne demiştir ki ona? Oğlundan, kızından, gelininden, torunundan mı bahsetmiştir? Komşularından? Aileden kimlerin kayıp olduğundan, kimlerin öldüğünden. Ömrünün nasıl parçalandığından?

Parçalanmadan öncesi de vardır. Gittiği, geldiği, konuştuğu, güldüğü… Daha önceleri de ağladığı oluyordur herhalde. Neye ağlıyordur? Belki bir hatıraya, belki dinlediği bir hikâyeye. Camiye gidiyordur. Kahveye. Torunlarına bir şeyler anlatıyordur. Gelini ona kahve yapıyordur. Büfedeki fotoğraflara bakıyordur.

Duvarlarını delik deşik eden, ömrünü parçalayan, onu böyle yalnız başına bırakan “operasyon”dan konuşmuşlar mıdır? Bunu düşünüyorum, hayal edemiyorum. Öfke fotoğrafı değil bu, keder fotoğrafı. Karşında kendinle aynı türden, aynı dünyadan birileri varken öfke duyulabilir sanki; bir felaket karşısında değil. Savaş, düşmanlar, bizimkiler, onlar… Bu yaşlı adamı öyle bir hikâyenin içine yerleştiremiyorum. Beni en korkunç savaş fotoğraflarından daha fazla etkilemesi muhtemelen bundan. Açıp açıp bakmaya ihtiyaç duymam. Benim ömrümle onun parçalanmış ömrü arasında derin bir bağ varmış, yeterince uzun, yeterince derin bakarsam bu bağın ne olduğunu anlayabilecekmişim.

“Savaşta sivillere ne olur” fotoğrafı değil bu. Bir savaş var, evet. Bu yaşlı adam bir sivil, evet. O gözyaşları, o mendil, o baston, o ayakkabılar… bir kurbana ait değil ama. O bir tanık. Kederli bir tanık. Dünyanın yırtıldığı anı görmüş. Dünyayı bütün tutan şeylerin dağıldığını. “Amca”nın, “nasılsın”ın, “havalar bir türlü ısınmadı”nın, “senin torun bu sene kaça gidiyor”un.

“Omuzumda bir kesik el
Ki hâlâ durmadan kanar.”

Aksu Bora