Uzlaşmaya Direnmek; “Yüzünü Kaybetmeden”

Her şeyin fazlası zarar değildir, aşırılıklar insanı felakete falan götürmez, aydınlanmacı ruhların vaaz ettiği gibi; hatta yaşanan dünyaya bakacak olursak felakete götüren tek şey uzlaşmaya yatkınlığımızdır, sorun aşırı hiçbir şeyin zaten olmamasıdır, aşırılık, tarihsel aşındırmanın içine yazılmıştır; önce sert bir hareket yapılır ardından o devinim artık içeriksizleşene dek sömürülür; geriye kalan, onun, yenilir yutulur posasıdır sadece. 

Bana inanmıyorsanız siyasi tarihe bakın, bütün sivriliklerin törpülenme esaslarına bakın, hatta sivrilik sanılan şeylerin bir kısmına çok daha yakından bakın, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Bizim niye hiç aşırı unsurumuz yok, en radikal ağabeylerimiz bile yüce figürlere hütmet methiyesi yazmışlar, bu tarihten ne çıkar diye bağırırken bir şeyi anladım, aşırı ya da marjinal denilen şey, eylemin özüne ait değil, ona bakan resmi bakışın teşhisine aitti ve ortada mevcut tek gerçek, zanolojiydi. 

Buradan ilerlenmez, buradan bir büyücü sıçraması yapmalı ve uzlaşma, ruhun ve dünyanın felaketidir başlıklı yeni bir teze çalışmalı. İlk çıkarım: Devlet seni tehlikeli görüyor diye havaya girme, devlet, beni bile tehlikeli görecek kadar tuhaf bir tehlike tanımına sahip, esas sistem için bir tehdit olabiliyor musun, konuşmaya oradan başla, yoksa burada, oo kırmızı ışıkta geçenler bile anarşist potansiyele sahip.
İkinci çıkarım: Radikal bir gazetenin adıdır.
Marjinal ise İstanbul valisinin ailecek görüşmediği insanlara verdiği addır.
Her şeyin fazlası zarar değildir ama fazla keder insani sınırları aştığında derhal başka bir şeye dönüştürülmelidir, kederin fazlası, geçmişin eylemcilerine yönelik adeta sonsuzlaştırılmış yas havası dağıtılmalı, “elimizden gelen tek şey koro halinde ağlamak” alt metni, silinene kadar kazınmalıdır. 

Sürekli “onlar vurdu biz ağladık” seanslarına harcanacak enerji, artık tepemizden aşacak kadar birikmiş öfkenin dönüşümleri için kullanılmalıdır. Bir dönüşüm her zaman neşeye ihtiyaç duyar, yasa değil, geçmişin ağıtçıları ses geçirmez bir odaya konulmalı, klasiklerin öğretilerini durmadan yazacakları tahtalar verilmeli, arada da ziyaretlerine gidilmelidir, bu önlem uzun vadede herkes için faydalı olacaktır. 

Aşırılık bize ait değil, sisteme ait bir şeydir, aşırı olan sömürüdür, açlıktır, kıyımdır, hisse senetleri, borsa işlemleri, bankacılık, her şey aşırıdır, biz buna negatif aşırılık diyoruz ve bu negatif aşırılığın karşısında pozitif bir aşırılık olmadığı için zaten dünya böyledir. 

Pozitif aşırılık, dirimsel olana aittir, neşeye, dönüşümdeki şiddete aittir ve kesinlikle faydalı bir şeydir. Unutmayın, sadece “yüzüne kaybetmeden” uzlaşıma direnenden hayır gelir, kendinizle bile uzlaşmayın!

Süreyya Karacabey


Gündelik Hayata Direnmek adlı kitabından alınmıştır, epos yayınları, 2017