Cemil Meriç | Kitap

Dostoyevski, “Avrupa’yı kendimizden çok daha iyi tanıyoruz”, diyor. Biz ne kendimizi tanıyoruz, ne Avrupa’yı. Tarihimiz mührü sökülmemiş bir hazine. Sosyologlarımız bir Kızılderili köyünü keşfe gider gibi, alan çalışmalarına koyuluyorlar. Avrupa’yı, Avrupa’nın istediği kadar tanıyoruz.

Modernizmde Böcekleşmek

Her gece Gregor Samsa gibi iri bir örümceğe dönüşmemek için tanrılara duacıyız, rüyalarımız korkulu düşler aksine tozpembe hayallerle dolu. Eğer bugün yaşadığımız dün yaşadığımızla aynıysa ve yarın yaşayacağımız bugünkiyle aynı olacaksa yaşamanın anlamı neydi? Tozpembe hayaller mi, direnç mi, başkaldırı mı? Kafka buna hikayesinde böcek metoforuyla cevap arar. Bana göre böcekleşme verili düzenin tüm monotonluğuna, baskısına, çarpık ahlak yapısına karşı bir dirençti. Kapitalist düzen içerisinde pasifize olmak aracılığıyla işlevsizleşmekti; modernizmin iflası, artı değer üretmenin reddiydi, ailenin devletçi ikiyüzlülüğünü teşhirdi, doğaya dönüştü.

Gösteri başladı; sürüyor, sürecek…

Bir özneden çok bir izleyici ve tüketen konumuna yerleşmiş olan birey, varolanı eleştirmeden, düşünmeden kabul eder duruma gelmiştir. Debord, izleyicinin seyredilen nesneye yabancılaştığını söyler; bu izleyicinin ne kadar çok seyrederse o kadar az yaşaması ile ilgilidir. Ona göre, birey “kendini egemen ihtiyaç imajlarında bulmayı ne kadar kabul ederse kendi varoluşunu ve kendi arzularını o kadar az anlar.” “Bireysel yaşamın bir tarihi hâlâ” yoktur; “gösteri sahnelenirken geçip giden sahte olaylar” yaşanmamıştır.