İnanç Özgürlüğü

İnanç Özgürlüğü, kulağa sempatik bir ifade olarak geliyor. Ama bu iki mefhumu önce ayrı ayrı değerlendirmeye tuttuğumuzda birbirinden çok farklı mefhumlar olduğunu görebiliyoruz. En basitinden, özgürlük, kişinin özünün öz/gür olduğunu varsayarken dini inançlar insanı kul düzeyinde ele alıp özünü de tanrıya bağlar. Dini inançlar bireyin özgürlüğünü ahlak ve kanunlarla yokederken, -tıpkı devletler gibi- özgürlükten bahsedemeyiz.Continue reading “İnanç Özgürlüğü”

Ateizm Felsefesi

Dünyaca tanınmış bir ateist ve anarşist olan Mihail Bakunin, büyük eseri Tanrı ve Devlet’te çok zekice bir saptamayla şöyle diyordu: “Tanrılarıyla ve yan-tanrıları, peygamberleri ve azizleriyle bütün dinler, algılama yetenekleri henüz tam gelişmemiş ve kendileri dışındaki olayları tam anlamıyla kontrol edemeyen insanların önyargılı imgelerinden doğ­muştur. Dolayısıyla, dinsel cennet, insanın cehalet ve ilikatla yücelttiği, büyütülmüş ve tersine çevrilmiş -yani, kutsallaştırılmış- olarak kendi yarattığı hayalden başka şey olmayan bir seraptır. Dinler tarihi, insan inancında birbiri ardına ortaya çıkan tanrıların doğuşu, ihtişamı ve düşüşünün tarihi, insanoğlunun kolektif aklı ve bilincinin gelişmesinden başka bir şey değildir. İnsan, kendisindeki veya dışsal doğadaki bir niteliği, hatta büyük bir kusuru, tarihsel gelişmesi sırasında bir çocuk edasıyla hızla keşfettikçe, bunları önce tasavvurunun ötesinde abartıp büyütmüş, sonra da tanrılara atfetmiştir… Şu halde, metafizikçilere ve din idealistlerine, felsefecilere, siyasetçilere ve şairlere karşı bütün saygımla söylemek isterim ki: Tanrı fikri, insan aklı ve adaletinden vazgeçmek demektir; Tanrı fikri, insan özgürlüğünün en kesin biçimde yadsınmasıdır ve hem teoride hem de pratikte ister istemez insanoğlunun köleleştirilmesine varır.”