Diktatörlük dönemlerinde kişisel sorumluluk – Hannah Arendt

Öncelikle belirtilmesi gereken kişisel sorumluluğun politik sorumluluktan ayırt edilmesi gereğidir. Her hükümet kendinden öncekinin yaptıklarının ya da yapmadıklarının, her millet ise geçmişte yapılanların ve de yapılmayanların politik sorumluluğunu üstlenir. Ve politik sorumluluk üstlenen herkes günün birinde: “Dünya çığırından çıkmış: Ah kör talih, onu düzene sokmak için ne yazık ki ben doğmuşum”[1] deme noktasına gelir.

Faşizm geliyorsa nasıl yaşamalı? / Timothy D. Snyder’den öğütler

İtiraz et. Birileri etmeli. Doğruyu söyle. Birileri doğruyu söylemeyi göze almalı. Bu senin karakterin için de önemli. Ne fazla gözü kara ol ne de çok korkak biri: Cesaret söyleyeceklerini doğru zamanda, uygun bir dille söyleyerek iki uçtan kaçınıp ortayı düşünerek bulmaya denir. Elbette hiçbirimiz kendimizi kolayca ele vermemeli, hapse girmemeye çalışmalıyız. Ama biz bile konuştuğumuz için hapse giriyorsak dışarısı içerisinden çok daha kötü hale gelmiş demektir. İnsan cesurca konuşa konuşa cesur biri olur. Bunu yapamazsak, yavaş yavaş yalanların içinde kendimizi de kaybederiz. Zamanla bizden eser kalmaz. En büyük kayıp hakikatin kaybı, kendiliğin kaybıdır.

Faşizmde Kitlelerin Karakteristik Özellikleri

Faşizmin etkisi altında olan kitle mutlak suretle egemen olanın tarafındadır. Bu kitle egemen ulus milliyetçiliği yapar, resmi ideolojiyi benimser, egemen olan mezhebin mümini olur, ahlaki değerleri maddi çıkarlara göre belirlenir, aile içerisinde reisin her zaman erkek olduğunu savunur, tuttuğu takım bile ”üç büyükler” olarak söylenen takımlardan biridir. Egemenler en çok bu ezik kitlenin omuzlarına basarak yükselirler.