Aşk, Yalnızlık ve Tükenmişlik

Eskisi gibi bir yalnızlık yok artık. Daha ve başka türlü bir yalnızlık bu. Kötü ve bedbaht bir yalnızlık. Yeni yalnızlığımız değersizliğimizden çünkü. Dünyada ilişki kurduğumuz şeylerin bize verdiği değerin ne olduğundan emin değiliz. Sevilip sevilmediğimizden, kandırılıp kandırılmadığımızdan emin değiliz. Dokunuyoruz kimi zaman, avuçlarımızda kalıyor bir ten ama ondan dahi emin değiliz. Çoğu ilişkiye anlam verebilme gücümüz kalmamış. Çünkü ilişki diye adlandırılan şeyler artık ilişkiden ziyade kaba bir alışveriş.

Yalnızlığın biçimleri

Foucault toplumda üç tür yalnızlık biçimi tanıdığımızı söylüyor. “iktidar tarafından dayatılan yalnızlığı tanıyoruz. Yalıtılmışlığın, anormal olanın yalnızlığıdır bu. İktidar sahiplerini korkutan yalnızlığı tanıyoruz. Bu, düş görenin, homme revolté’nin yalnızlığıdır; başkaldırının yalnızlığı. Ve nihayet, iktidarla hiçbir ilişkisi olmayan bir yalnızlık daha var… Bu üçüncü türden yalnızlık; başkalarının arasında, ötekilerin yaşamlarının yansımasından daha fazla bir şey olan iç yaşama sahip olmanın sezgisidir.”